ÖLÇÜ 2018 KASIM SAYISINI İNDİRMEK İÇİN TIKLAYINIZ

ENTEGRE SU KAYNAKLARI YÖNETİMİNİN ANALİZİ VE TÜRKİYE İÇİN HAVZA BAZINDA ATIKSU ARITMA TESİSİ YÖNETİMİ MODELİ ÖRNEĞİ

Dr. Simge TEKIC RAHMANLAR

simge.tekicrahmanlar@tarimorman.gov.tr

T.C. Tarım ve Orman Bakanlığı, Su Yönetimi Genel Müdürlüğü

Beştepe Mahallesi Alparslan Türkeş Caddesi No: 71 - Yenimahalle / ANKARA, PK: 06560

Özet

Su canlılar için vazgeçilmez olup, hayat döngüsünün yapıtaşlarından birisidir. Özellikle sanayi devriminden sonra su kaynaklarının kirliliği ve yönetimi hususu uluslararası politika belgelerinde yer almaya başlamıştır. Bu kapsamda, dünya örnekleri incelendiğinde suyun havza bazında entegre yönetilmesine yönelik, özellikle gelişmiş ülkelerde, bir eğilim bulunmaktadır. Bu çalışmada, entegre havza yönetim esasları incelenmiştir. Bu esaslar dikkate alınrak, Falkenmark indeksine göre su baskısı sınıfında yer alan ülkeler arasında olan Türkiye için entegre havza yönetiminin ilk basamağı olarak entegre atıksu arıtma tesisi yönetimi incelenmiş, uygulama esasları ortaya konulmuştur.

Anahtar Kelimeler: Entegre Havaza Yönetimi, Atıksu Arıtma Tesisi, Su Kaynakları Yönetimi

Uluslararası Politikalarda Geçmişten Bugüne Su Kaynakları Yönetimi

Tarih içinde en ilkel kabilelerden bu yana çok değerli kabul edilen su kaynaklarının kullanımı farklı topluluklar arasında çatışmalara, hatta savaşlara yol açmış, yeterli su kaynağını sağlayamayan çoğu uygarlığın yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kalması kaçınılmaz olmuştur. Günümüzde teknoloji her ne kadar ilerlemiş de olsa su kaynakları konusundaki anlaşmazlıklar, modern ülkeler arasında dahi çözümü karmaşık problemler olarak uluslararası politikalarda rol oynamaktadır (Meriç, 2004).

Kısıtlı su kaynakları ile artan su talebinin karşılanması, günümüzde su kaynakları yönetiminin en öncelikli sorununu oluşturmaktadır. Zaman içerisinde mevcut kaynakların azalması ve bununla birlikte suya olan talebin artması, su kaynaklarının verimli kullanımı için suyun yönetilmesi gerekliliğini gözler önüne sermiştir (Kalkınma Bakanlığı, 2014a).

İnsani ihtiyaçların ve yaşamın devam etmesi için zorunlu gereksinimler karşılandıktan sonra diğer ihtiyaçların giderilmesi, su yönetiminde dünya tarafından kabul görmüş bir öncelik olarak karşımıza çıkmaktadır. Onuncu Kalkınma Planında bu önceliklendirme sırasıyla içme ve kullanma suyu, hayvanlar ve doğal hayat, tarımsal üretim, enerji ve sanayi, ticaret turizm olarak sıralanmıştır (Kalkınma Bakanlığı, 2014b).

Uluslararası platformlarda 1970’lerden itibaren suyun yönetimi ile ilgili genel ilkeler oluşturabilmek amacıyla çalışmalara başlanmıştır. Dünyada gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler tarafından, suyun etkin kullanımı ve ihtiyaçların karşılanması ile ilgili politikalar benimsenmiştir (Çınar vd., 2006). Finansal kaynaklarının yetersiz kalması gerçekleştirilmesi hedeflenen büyük su projelerinin sekteye uğramasına sebep olmuştur. Bu kapsamda su yönetiminde1970’li yıllarda çevre hareketleri ile önemli dönüşümler yaşanmış olup havza yönetimi kavramı ortaya çıkmıştır. Söz konusu kavram, gelişmekte olan ülkelerde aşağı havza kaynaklarının ve yüksek arazilerdeki doğal kaynak yönetiminde yapılan iyileştirmeler ile korunması için tasarlanan programlarla öne çıkmıştır. Zaman içerisinde kurak alanlarda da havza yönetimi yaklaşımları uygulanmıştır.1972 yılında Stockholm’de yapılan BM İnsan Çevre Konferansı ile küresel düzeyde su politikalarının oluşturulması ile başlayıp Dublin Su ve Çevre Konferansı, Rio Kalkınma ve Çevre Konferansı, Gündem 21, Binyıl Kalkınma Hedefleri, Sürdürülebilir Kalkınma Dünya Zirvesi ve Dünya Su Forumları gibi konferanslar ile devam etmiştir (Çınar vd., 2006; Dünya Bankası, 2008).

1972 yılında Stockholm’ de yapılan BM İnsan Çevresi Konferansı sonuçlarında çevre ile ilgili 26 ilkeden yalnızca birinde su konusu “Su, toprak, hava ve doğal ekosistemlerin gelecek nesiller için planlama ya da yönetim yoluyla korunması” şeklinde ifade edilmiştir (TMMOB, 2009).

Temel ihtiyaçları karşılamanın yanı sıra sanayi devrimi ile birlikte genişleyen enerji üretimi ve endüstriyel amaçlı su kullanımları ülkelerin suya verdiği değeri arttırmıştır. Bu kapsamda sanayileşmekte olan ülkeler tarafından enerji, gıda, içme ve kullanma amaçlı su taleplerini karşılamaya yönelik çok sayıda baraj ve sulama kanallarını içeren su kaynakları yönetimi anlayışı kabul görmüştür.

1977 yılında Arjantin Mar Del Plata’ da Su konusundaki ilk konferans olan BM Su Konferansı gerçekleştirilmiş olup; söz konusu konferans metninde “sosyo-ekonomik koşullar ve kalkınma düzeyi ne olursa olsun, bütün halkların temel ihtiyacını karşılayacak miktar ve kalitede suya ulaşma hakları vardır” ifadesi yer bulmuştur (Kalkınma Bakanlığı, 2014). Ardından UNESCO Dünya Su Programı bu konferansı gerçekleştirilmiş ve “Uluslararası İçme Suyu ihtiyacı ve Suyun Kalitesinin Bozulması Deklarasyonu” 1980 yılında BM Genel Kurulu tarafından yayımlanmıştır (Kayır, 2002). Bahse konu konferansın en önemli çıktısı içme suyuna erişimin bir insan hakkı olduğu sonucunun gözler önüne serilmesidir.

1990’lı yıllardan itibaren ise su kaynaklarının korunmasının yanında yoksulluğun azaltılarak geçim kaynaklarının iyileştirilmesi hedeflenmeye başlanmış ve böylece yeni havza yönetim projeleri ortaya çıkmaya başlamıştır. Dublin’de 1992 yılında gerçekleştirilen Uluslararası Su ve Çevre Konferansı’nda evsel, endüstriyel ve tarımsal su kullanımlarında daha çok tasarrufun, daha çok su kullanımına imkân vereceği ifade edilmiştir. “Suyun ekonomik bir mal” olduğu kabul edilmiş; su, kamu hizmeti anlayışının dışına çıkarılarak piyasa koşullarına açılmıştır (TMH, 2009; Dünya Bankası, 2008).

1992 yılında gerçekleştirilen BM Çevre ve Kalkınma Konferansı (Rio Zirvesi) su kaynakları yönetiminin iyileştirilmesinde çevresel etkilerin ve gelişme fırsatlarının göz önünde bulundurulması, su ile ilgili programlar arasındaki bağların güçlendirilmesi, sektörler arasında eşgüdüm sağlayacak yaklaşımlar geliştirilmesi ve suyun ekonomik bir mal olarak değerlendirilmesi vurgulanmıştır (Kalkınma Bakanlığı, 2014).

Su Forumları su ile ilgili sorunları ele almak için 1997 yılında başlatılmıştır. İkinci Dünya Su Forumu 2000 yılında Hollanda’da yapılmış su güvenliğinin, gıda ve çevre güvenliği için önemi belirtilmiştir. Uluslararası havzalarda işbirliğini artırarak suyun bilinçli ve etkin kullanılmasının gerekliliği ortaya konmuştur. Söz konusu forumda “su herkesi ilgilendirir” söylemi benimsenmiştir (Kalkınma Bakanlığı, 2014).

Almanya’nın Bonn kentinde 2001 yılında gerçekleştirilen su konferansında altyapı ve hijyen ihtiyacı karşılanmadıkça sürdürülebilir kalkınmanın sağlanmasının mümkün olmadığının üstünde durulmuştur (Kalkınma Bakanlığı, 2014a).

2000 yılında düzenlenen BM Binyıl Konseyi’nde oluşturulan Binyıl Kalkınma Hedefinde küresel ölçekte su kaynaklarıyla ilgili önemli kararlar alınmış ve 2015 yılına kadar sağlıklı içme suyuna sürdürülebilir erişimi olmayan insanların oranını yarıya indirmek amacı belirtilmiştir (DPT, 2010).

Su kaynaklarının karşılaştığı tehlikeler uluslararası kuruluşlar tarafından yapılan konferanslar ve sunulan raporlar ile ortaya konmaktadır. Söz konusu raporlar ile su kıtlığı ve su kirliliğinin getirdiği olumsuzluklar çerçevesinde etkin su yönetiminin küresel bir amaç olduğu sonucunu ifade edilmektedir.

Su yönetiminde, ilk zamanlarda ekonomik bir mal gibi yönetilecek tedbirler alınmıştır. Bununla birlikte 2009 yılında İstanbul’da düzenlenen 5. Dünya Su Forumunda gündemde yer alan özel sektörlerin de etkinliğinin artırılması politikası ağırlık kazanmıştır.

Eylül 2015 yılında, ABD’nin New York şehrinde kabul edilen Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerinden 6. Hedef temiz su ve sanitasyon başlığı altında suyun kalitesi korunarak entegre yönetim üzerinde durulmuştur. Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerinin ulusal düzeyde izlenmesi için düzenlenen yüksek düzeyli politik forumların (HLPF) 2019 yılında düzenlenen toplantısında su başlığı odak noktalarından biri olarak kabul edilerek ülkelerin dikkatini çekmeyi amaçlamıştır.

Sonuç olarak, dünyada su kaynakları yönetiminde, havza sınırlarını dikkate alan yönetim ve sürdürülebilirlik konuları üzerinde odaklanılmıştır. Makro çerçevede bakılamamasından dolayı havza bazında ele alınmayan projelerin başarısı sınırlı seviyede kalmaktadır. Su kaynaklarında miktar ve nitelik olarak meydana gelen değişikliklerin gözlenmesi, herhangi bir olumsuz durumda gerekli önlemlerin alınması açısından da avantaj sağlamaktadır. Sürdürülebilirlik ise ekosistemin ve özellikle suyun nitelik ve nicelik açısından değer kaybetmeden gelecek nesillere devredilmesi şeklinde tanımlanabilir (Meriç, 2004).

1992 yılından bu yana düzenlenen konferanslarda su kaynaklarının çevre bütünü içerisinde değerlendirilerek diğer doğal kaynaklarla “entegre” biçimde gerçekleştirilmesi gerektiği ve su yönetiminin havza bazında olması gerektiği vurgulanmıştır (Harmancıoğlu vd., 2002). Şekil 1’de Birleşmiş Milletler tarafından hazırlanmış raporda entegre su kaynakları yönetimi uygulamasının aşamaları ve izlenecek yol belirtilmiştir.

Şekil 1. Entegre Su Kaynakları Yönetimi (UN-Water, 2008)

Dünyada Su Kaynakları Yönetimi

Dünya ülkeleri incelenecek olursa, her ülke kendi ihtiyaçlarına göre bir yönetim sistemi belirlemiştir. Aşağıda incelenen ülkeler listelenmiştir.

Almanya: Federal eyalet sistemi ile yönetilen Almanya’da su konusunda merkezi yönetim modeli uygulanmamaktadır. Federal hükümet ulusal seviyede su yönetimi ile ilgili çerçeve mevzuat ve düzenleyici kanunlar hazırlamaktadır. 16 eyalet (Länder) ise kendi su politika ve kanunlarını bu çerçeve kanun kapsamında yapmaktadır. Ülke içindeki su yönetim ve organizasyonları farklılık gösterse de Alman yönetim sisteminde kamunun etkisi baskındır (Richards, 2007).

Hollanda: Hollanda Avrupa’da su arıtma konusunda SÇD (Stratejik Çevresel Değerlendirme)’nin gerekliliklerinin neredeyse tamamını yerine getiren ülkelerden birisidir (EC,2013). Ülke topraklarının çoğunluğu deniz seviyesinin altında olması sebebiyle, Hollanda su yönetimleri konusunda dünya literatürüne giren birçok uygulamayı hayata geçirmiştir. Su ve atıksu konusunda bölgesel yönetimler, yerel yönetimler, ulusal yönetim ve su kurulları (Polder Boards) görev almaktadır (Quaseda,2011).

Fransa: Fransa’da su ile ilgili ilk kanun 1964 yılında çıkartılan ve entegre su yönetimini benimseyen Su Kanunu (Water Act)’dur. 1992 ve 2006 yıllarında bu kanun güncellenerek bugünkü halini almıştır. Fransa atıksu arıtımına Avrupa’da ilk başlayan (1960) devletlerden biri olup, çevrenin ve su kaynaklarının korunması adına Avrupa’da ilk Çevre Bakanlığını kurmuş ülkedir. (Quaseda, 2011; OECD 2014) Fransa’daki idari yönetim beş katmandan oluşmakta olup su ve atıksu konusunda yetki sahibidir. 1982 yılından itibaren atıksu yönetimi merkezi yönetimden yerel yönetime devredilmiştir. Su ve atıksu konusunda sorumlu olan 3 kuruluş bulunmaktadır. Su ve atıksuyun sahibi olan ve işletilmesinden sorumlu olan yerel yönetimler (Communes), yerel yönetimler ile sözleşme yapan özel işletmeciler ve su kaynaklarını yöneten ve deşarjları kontrol ederek atıksu deşarjlarını faturalandıran bölgesel havza kurullarıdır (Rudolf, 2010).

İngiltere: 19. yüzyılda kentleşme ve nüfus artışıyla birlikte artan atıksu miktarının neden olduğu kirlilik İngiltere’yi çözüm yolları aramaya itmiştir. Su kanunlarının temeli sayılacak Drenaj Kanunu (Land Drainage Act) İngiltere’de 1930 yılında kabul edilmiş olup, dağınık yönetim yapısı ve yetkileri şekillendirilmeye çalışılmıştır. Söz konusu kanunla oluşturulan havza kurulları ile suyun idari sınırlara göre değil havza sınırlarına göre yönetilmesi sağlanmıştır (OECD,2000).

Hindistan: Hindistan su kirliliği konusunda en çok sıkıntı yaşayan ülkelerden biri olması ve bu kirliliğin temel kaynağının evsel kaynaklı atıksular olması sebebiyle çalışmaya dâhil edilmiştir. 1974 yılında kabul edilen Su Kanunu (Water Prevention & Control of Pollution Act) Hindistan’ın ilk su kanunudur. Su Kirliliğini Önleme ve Suyu Koruma Kurulu, 1989’da Central Pollution Control Board (CPCB) adını almış, bu kanun ile kurularak suyun düzenlenmesinden sorumlu tutulmaktadır. Kentsel alanlarda, eyalet birimleri planlama ve yatırımdan, yerel yönetimler ise işletme ve bakımdan sorumludur. Bazı büyükşehirlerde yerel yönetimden kanun ve mali açıdan bağımsız, belediye su ve atıksu birimleri kurulmuştur (Kaur,2012).

Birçok Avrupa ülkesinde içme suyu ve atıksu yönetiminin planlaması ve kontrolü nehir havza otoritelerine bağlıdır. Söz konusu otoriteler yönetmeliklerin hazırlanması, su kalite değerlerinin belirlenmesi ve havzaya deşarj edilen atıksuyun ücretlerinin toplanması ile yükümlüdür. İncelenen bazı ülkelerde içme suyu ve atıksu hizmetleri yerel düzeyde sağlanmakta olup, havza yönetimleri düzenleme ve finansal yönetimde merkezi yönetim ve yerel yönetim arasında ara bir düzey oluşturmaktadır (Mc Cullough vd., 1993). Havza otoriteleri yatırımları havza bazında, fayda-maliyet dengesi içerisinde değerlendirerek yapmaktadırlar. Mevcut kaynakları çevreden en iyi dönüş yapılacak şekilde kullanmayı teşvik etmektedirler. Ekonomik araçları kirleticilerin çevreye karşı olan aktivitelerinin azaltılması için kullanılmaktadır.

Entegre Su Havzası Yönetim Esasları

Çevresel faktörlerden en çok etkilenen doğal kaynak tipi olan su kaynaklarının su, hava, toprak gibi doğal kaynaklar açısından bir bütün oluşturan “çevre” olgusu içerisinde değerlendirilmelidir. Diğer bir söyleyişle su yönetimi yaklaşımının diğer doğal kaynaklarla “entegre” biçimde ve havza bazında olması gerekmektedir (Harmancıoğlu vd.,2002).

“Bir nehir havzasındaki doğal kaynakların sürdürülebilir yönetimi ve planlamasının koordine edilmesi” ve ilgili sektörlerin katılımıyla su kaynaklarının, havza ölçeğinde ele alındığı planlama entegre havza yönetimi anlayışıdır. Günümüzde bahse konu anlayış tüm dünyada su yönetiminde yeni bir yaklaşım olarak ele alınmakla birlikte; tüm kesimlerin görüş, beklenti ve amaçlarını dengeleyecek bir planlama, organizasyon ve kontrol mekanizması uygulanması esas alınmaktadır (Karaer, 2014).

Entegre Havza yönetimini gerekli kılan üç neden mevcuttur: Birinci olarak birbirleriyle sürekli etkileşim halinde olan hava, toprak, su gibi doğal kaynaklar tarafından oluşturulan çevre bir bütündür. Bu çerçevede, herhangi bir kaynağa yapılan müdahaleden diğer kaynaklar da payını almaktadır. Özet olarak, diğer çevresel faktörlerle su kaynaklarının havza bazında yönetimi kaçınılmazdır (Kalkınma Bakanlığı, 2014).

İkinci olarak çevresel sürdürülebilirlik ve sürdürülebilir kalkınma günümüzde ana politika haline gelmiştir. Su havzalarının gelişiminin bütüncül biçimde politik, ekonomik, sosyal, yasal, idari unsurlarla beraber ele alınması gereklidir. Aksi halde ekosistemde hızlı ekonomik gelişim neticesinde geri dönüşü olmayan hasarlar meydana gelmektedir (Kalkınma Bakanlığı, 2014).

Üçüncü olarak ise küresel iklim değişikliğidir. Bilindiği üzere çevresel kaynaklar iklim değişikliğinden etkilenmekte ve söz konusu değişimleri birbirlerine yansıtmaktadırlar. Böylelikle entegre su kaynağı yönetimi zorunlu hale gelmektedir (Kalkınma Bakanlığı, 2014).

Entegre kelimesi entegrasyon, başka bir deyişle bütünleşme kavramlarını ifade etmektedir. Havza bazında bütünleşme ise aşağıdaki faktörler ile ifade edilebilir:

· Çevresel ortamların entegrasyonu (Hava, su, toprak, yüzeysel sular, yeraltı suyu, arazi kullanımı, erozyon, sulak alanlar, kıyılar vs. ve bunların etkileşimleri)

· Çevresel faktörlerle sosyal, ekonomik, politik, kurumsal ve yasal unsurların entegrasyonu (Sürdürülebilirlik)

· Disiplinlerin entegrasyonu

· Aktörlerin entegrasyonu (Koordinasyon)

· Mali kaynakların entegrasyonu

· Yönetim araçlarının entegrasyonu (Karar destek sistemleri, veri tabanları, modeller, CBS, uzman sistemler)

· İklim değişikliği etkileri, risk ve belirsizliklerin tanımlanması (Kalkınma Bakanlığı, 2014).

Yönetim Amaç ve Tercihlerinin Belirlenmesi

Havza Sisteminin Tanımlanması

Havza Bilgi Sisteminin Oluşturulması

Havza Modelleme

Model CBS Entegrasyonu

Uzman Sistem Entegrasyonu ve Karar Verme


Şekil 2. Entegre Havza Yönetimi Aşamaları (Karaer, 2014)

Şekil 2’de özetlenen entegre havza yönetimi aşamaları incelenecek olursa; öncelikle problemlerinin havzanın su kaynakları açısından tanımlanması ve bahse konu problemlere yönelik bütüncül bir yaklaşımla akarsu havzası yönetiminin belirlenmesi gerekmektedir.

Çeşitli hedeflerin ve amaçların değerlendirilmesi için toplumun her kesimini ilgilendiren farklı disiplinleri ve kurumları kapsayan politika analizi gerekmektedir. Taleplerin çokluğu söz konusu hedeflere ulaşmayı güçleştirmektedir. Havza yönetiminden sorumlu idari mekanizmanın oluşturulması bu aşamada büyük rol oynamaktadır. Böylelikle faaliyetlerin her aşaması için görev ve sorumlulukların paylaşımı yönlendirilerek koordinasyon gerçekleştirilebilir (Harmancıoğlu vd., 2002).

Havzanın bir bütün olarak tanımlanması, başka bir deyişle fiziksel özellikleriyle beraber ekonomik, sosyal, yasal ve idari unsurlarında ortaya konarak disiplinler arası bir çalışmanın ortaya konması gerekir. Bununla birlikte akım, kalite, yağış, sediment, toprak kaynakları, arazi kullanımı gibi havza sisteminde yer alan tüm elemanlar arasındaki etkileşimlerin de belirlenmesi söz konusudur (Harmancıoğlu vd., 2002).

Entegre yönetim eğilimi ile planlama çalışmalarının temel araçlarından olan veri ve modelin oluşturulması ve kullanılması esnasında yeni ihtiyaç ve yaklaşımlar ortaya çıkmıştır. Farklı disiplinler arası entegrasyonu sağlayacak veri açısından, birçok işlem adımlarını içeren “Veri Yönetimi Sistemi” olması gerekmektedir. Bu sayede havza yönetimi için ihtiyaç duyulan bilginin üretilmesi sağlanmış olacaktır. Söz konusu işlem adımları veri toplama sistemlerinin tasarımı ile başlamakla birlikte, gözlem yapılması, laboratuvar analizleri, verilerin depolanıp işlenmesi ile devam etmektedir (Harmancıoğlu vd., 2002).

Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) kullanılarak havzanın alansal boyutta incelenmesini sağlayan görüntüleme, matematiksel işlem, veri depolama, çıktı hazırlama gibi pek çok işlev gerçekleştirilir. Havzanın mevcut veriler veya girdiler altındaki davranışı, veri ve modellerin entegre edilmesi ile gerçekleştirilerek model çıktılarının alanda dağılımının irdelenmesi ile tespit edilmektedir. Veri, model ve CBS entegrasyonu sayesinde alternatif yönetim kararları veya yönetim senaryoları oluşturularak havzanın verilen kararlara davranışını model veya veriyle irdelenerek daha iyi ve etkin yönetim planlarının oluşturulması mümkün olmaktadır (Öztürk, 2005).

Türkiye’de Atıksu Yönetiminde Entegre Havza Yönetiminin Uygulanması Üzerine Bir İnceleme

Türkiye’de hâlihazırda içme suyuna ulaşabilen belediye nüfusunun toplam belediye nüfusuna oranı yüzde 98 civarındadır. Kanalizasyon sistemine ulaşabilen nüfus oranı yüzde 90 civarında iken atıksu arıtma tesisine ulaşabilen nüfus oranı yüzde 75 civarındadır (TUIK,2016). Bu sebeple tüm Türkiye’yi kapsayacak su yönetimi modelinden önce bu çalışmada aksaklık gösteren atıksu ve arıtma sistemlerine odaklanılmıştır. Atıksu arıtma tesislerinin temel sıkıntısı yatırımdan öte işletilme problemleridir. Bu sebeple işletilme sisteminin daha verimli hale getirilmesi adına dünya örnekleri incelenmiştir. Türkiye’de bilindiği üzere atıksu arıtma tesisleri belediye yönetimlerinde işletilmekte olup yeterince verim alınamamaktadır. Bunun sebepleri finansman, kapasite, teknoloji, sahiplik ve mevzuat eksikliklileri şeklinde sıralanabilir. Bu sebeple dünya örneklerinde olduğu gibi havza bazında atıksu arıtma tesisi yönetimi bu çalışmada incelenmiştir. Sistemin planlanmasında mevcut durumda DSİ’ye temel rol verilerek avantaj ve dezavantajları kıyaslanmıştır.

Ülkemiz kendine has özelliklere sahip, Şekil 3’te gösterilen 25 nehir havzasından oluşmaktadır. Bu çerçevede, havza bazında yapılanan bir kurum olması ve yeni kurulacak bir yönetime oranla hâlihazırda bölge müdürlükleri ve altyapısını kullanabilme avantajına sahip olması dolayısıyla Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü’nün havza bazında su yönetiminde yetkilendirilmesi planlanmakta olup, çalışmalar devam etmektedir. Aynı zamanda, 11.10.2011 tarih ve 662 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile DSİ Atıksu Dairesi Başkanlığı ihdas edilerek havza bazlı atıksu ve AAT (Atıksu Arıtma Tesisi) projeleri yapabilme yetkisinin DSİ’ye verilmiş olması söz konusu öneriyi güçlendirmektedir.

Önerilen havza yönetim modelinde mevcut AAT’ler ile AAT’lerin çalıştırılma sorumluluğu DSİ bölge müdürlüklerine devredilerek söz konusu müdürlükler AAT’lerin finansmanı, işletimi ve bakımından sorumlu olacaktır. Yerel yönetimler ise atıksuyun toplanmasını ve atıksu altyapısının bakımını sağlayacaktır.

Arıtma hizmetinden faydalanan belediyeler yapılacak sözleşmeler ile sattıkları su oranında DSİ’ye atıksu hizmet ödemesi yapacak olup, aynı zamanda Almanya, Fransa ve Hollanda’da olduğu gibi belediyelerden “kirleten öder prensibi” ile kirlenme bedeli toplanacaktır. Arıtma bedellerinin tahsilatında sorun çıkmaması için ücret merkezi bütçeden belediyelere aktarılan ödenek üzerinden tahsil edilecektir.


Şekil 3. Türkiye’nin Nehir Havzaları (DSİ, 2014)


Kamu yararı sağlayan tesisler belediye yöneticilerinin inisiyatifinden alınarak merkezi yönetim garantisi altına alınmış olacaktır. Böylece çalıştırılamayan tesis probleminin ortadan kalkması hedeflenmektedir.

Su kaynakları potansiyelinin her türlü kullanım amacıyla korunması, kullanımının sağlanması, kirlenmesinin önlenmesi ve kirlenmiş olan su kaynaklarının su kalitesinin iyileştirilmesi maksadıyla mülga Orman ve Su İşleri Bakanlığı (OSİB) tarafından her havza için Havza Koruma Eylem Planları (HKEP) hazırlanmıştır. Ancak mevcut durumda HKEP’ler, yerel yönetimler tarafından dikkate alınmamaktadır. DSİ altında kurulacak yönetim modeli ile HKEP’lere uygun bir şekilde ilgili bakanlıklarla birlikte deşarj standartları ve su kalitesinin belirlenmesi suretiyle tesislerin bahse konu planlara uygun olarak çalıştırılması sağlanacaktır.

Suyun havza bazında entegre yönetilmesi sağlanarak, AAT’lerin eğer şartlar elverirse birden fazla belediyeye hizmet verecek şekilde tasarlanıp yapım ve işletim maliyetleri düşürülecektir. Bu sayede belediyelere verilen destek mekanizmasına ihtiyaç kalmayarak kamu üzerindeki yük azaltılmış olacaktır.

Atıksuyun havza bazında yönetilmesinin en büyük dezavantajı Türkiye’deki mevzuatın bu yeni oluşuma uyumlu olmayışıdır. Tüm mevzuatın idari sınırlara göre tasarlandığı düşünülürse havza kavramı hukuki anlaşmazlıklarda problem çıkmasına neden olacaktır. Hâlihazırda su konusundaki mevzuatta birçok kurum yetki karmaşası yaşarken, mevzuatın havzalara göre yeniden düzenlenmemesi karmaşanın daha da artırmasına neden olabilecektir. Bu sebeple su ve atıksu ile ilgili tüm mevzuatın havza kavramına göre açık bir şekilde tekrar revize edilmesi gerekmektedir. Bazı havzaların çok geniş alanlara yayılması (Fırat - Dicle Havzası: 177.792 km2, Türkiye’nin toplam arazisinin % 22’si) havzanın tek yönetim merkezi tarafından idare edilmesini güçleştirmektedir.

DSİ teknik ve kapasite yönünden güçlü kurum olmasına rağmen elindeki mevcut proje stokunun oldukça fazla olması projelerin tamamlanma sürelerini uzatmaktadır. DSİ’nin mevcut yapısıyla AAT’lerin sorumluluğunu da alması mevcut projelerin tamamlanma sürelerini uzatacaktır. Bu sebeple AAT sorumluluğun DSİ’ye devredilebilmesi için, DSİ’nin kapasite ve bütçe artırımı yapması zorunluluğu ortaya çıkmaktadır.

DSİ ihtiyaca göre yatırım sektörleri arasında ödenek aktarması yapabilmektedir. Bu durum, DSİ’nin atıksu sektöründen diğer sektörlere de para aktarabileceği ve AAT yatırımlarının daha da gecikebileceği anlamını taşımaktadır.

Tablo 1. Atıksu Arıtma Tesisleri’nin Havza Sınırına göre Yönetilmesi Modelinin

Güçlü ve Zayıf Yönleri

Güçlü Yönler

Zayıf Yönler

· AAT’lerin kamu planlarına göre inşa edilmesinin garanti altına alınması.

· AAT yatırım işletim ve yönetimi tek bir elde toplanması.

· Toplu tesis işletimi ve yatırımı maliyeti düşürmesi.

· Mevcut durumda AAT’lere verilen desteklerden tasarruf edilmiş olunması.

· Çalıştırılmayan AAT probleminin çözülmesi.

· Teknik personel sıkıntısı yaşanmaması.

· AAT’lerin denetlenmesi, kayıt altına alınması ve atıksu verisine ulaşım kolaylaşması.

· Mevcut bölge müdürlükleri ve personelin kullanılabilmesi.

· Türkiye’nin tüm mevzuatının idari sınırlara göre hazırlanmış olması.

· Havza sınırlarının geniş olması.

· DSİ’nin mevcut proje stokunun yüksek olması.

· DSİ’nin geri ödeme yapısının aktif çalışmaması.

· DSİ’de birden fazla sektör olması, ve sektörler arası ödenek aktarımı neticesinde AAT’lerin ikinci planda kalabilme olasılığı.

· Yönetim felsefesi açısından merkezi yönetim sisteminin verimsiz olması, daha ziyade yerinden yönetimlerin doğru bir yaklaşım olarak genel kabul görmesi (Hesap verilebilirlik).

DSİ tarafından finanse edilen ve belediyelerden tahsil edilmesi gereken tesislerin yatırım bedelleri, DSİ’nin Genel Bütçeli kuruluş olması ve bütçe izleme sisteminin olmaması sebebiyle takip edilememektedir. DSİ yetkililerince tahsilatın vergi daireleri aracılığıyla takip ve tahsil edilmesi görüşü hâkim olduğundan dolayı merkez veya taşra teşkilatından terkin işlemi haricinde başka bir işlem yapılamamaktadır (Sayıştay Başkanlığı,2013). DSİ’nin söz konusu yatırım bedellerini tahsis edememesi sebebiyle, belediyeler proje yapımı için DSİ’ye aşırı talepte bulunmaktadır. AAT’lerin işletiminin de DSİ’ye verilmesi durumunda, DSİ’nin tahsilat sistemini düzenleyerek, atıksu ücretlerinin aylık olarak toplanmasını sağlaması gerekmektedir. Aksi halde, DSİ atıksu arıtma talepleri ile de başa çıkamayacaktır. Tablo 1’de AAT’lerin havza sınırına göre yönetilmesi durumunda modelin ortaya çıkacak güçlü ve zayıf yönleri özetlenmiştir.

Söz konusu inceleme neticesinde uygulanabilecek atıksu arıtma sistemlerinin havza bazında yönetilmesi kapsamında kurulacak sisteminin uygulanıp uygulanamayacağı ortaya konmuştur. Özellikle ortaya konulan zayıf yönler giderildikten sonra bilgi sistemi, modelleme, CBS sistemleri ve karar destek sistemleri kurularak aktif bir atıksu havza yönetim sistemi ve modeli kurulabilecektir. Bu modelin aktif uygulanmasıdan sonra içmesuyu sistemleri ile entegre makro bir model kullanılarak suyun entegre yönetimi sağlanabilecektir.

Kaynaklar:

Çınar T., Özdinç H.K., 2006, “Türkiye’de İçmesuyu ve Kanalizasyon Hizmetleri: Yönetim ve Finansman”, Su Yönetimi: Küresel Politika ve Uygulamalara Eleştiri, Sayfa: 227-252, Ankara.

Dünya Bankası, 2008, “Havza Yönetim Yaklaşımları”, Politikaları ve Faaliyetleri: Ölçek Büyütmeye Yönelik Dersler Belgesi, Washington D.C.

DPT, 2010, “Binyıl Kalkınma Hedefleri Raporu Türkiye 2010”, (çevrimiçi) http://www.dpt.gov.tr/PortalDesign/PortalControls/WebIcerikGosterim.aspx?Enc=83D5A6FF03C7B4FCE9A0E8A2415C8B01, Ulaşım Tarihi: 07.07.2010.

DSİ, 2014, Stratejik Plan 2015 – 2019, 2014, Ankara, ss.56-57.

EC, 2013, “Seventh Report on the Implementation of the Urban Waste Water Treatment Directive (91/271/EEC)”, Report From The Commission to the European Parliament, The Council, The European Economic and Social Committee and The Committee of The Regions, Brussels, 07.08.2013.

Harmancıoğlu, N.B., Gül A. ve Fıstıkoğlu O, 2002, “Entegre Su Kaynakları Yönetimi”, Türkiye Mühendislik Haberleri Dergisi – SU I, Türkiye İnşaat Mühendisleri Odası, Yıl: 47/2002-3, sayı: 419, s. 29-39.

Kalkınma Bakanlığı, 2014a, “Onuncu Kalkınma Planı (2014 – 2018) Özel İhtisas Komisyon Raporları: Su Kaynakları Yönetimi ve Güvenliği”, ISBN 978-605-4667-82-6, Ankara.

Kalkınma Bakanlığı, 2014b, “Onuncu Kalkınma Planı, 2014 - 2018”, Ankara.

Karaer, M., 2014, “Sulama İşletmelerinin Entegre Havza Yönetiminde Yeri ve Önemi Üzerine Bir Araştırma: Büyük Menderes Havzası Örneği”, Uludağ Üniversitesi Yüksek Lisans Tezi, Bursa.

Kaur, R., S. Wanı, A. Sıngh, K. Lal, 2012,Wastewater Production, Treatment and Use in India. UNWATER, Delhi.

Kayır, G., 2002, “Suya Neden Sahip Çıkmalı?”, Mülkiye Dergisi, Cilt: 26, Sayı: 234, s.35-67.

Mccullough, J. S., D. H. Moreau, B. L. Linton, 1993, Financing Wastewater Services in Developing Countries. WASH (Water and Sanitaton for Health Project), Washington D.C., 1993.

Meriç, T., B., 2004, “Su Kaynakları Yönetimi ve Türkiye”, Jeoloji Mühendisliği Dergisi, Sayfa: 27- 38. Öztürk, R., 2007, “Porsuk Çayı Çevre Sorunları ve Bunların Çözümlenmesinde Havza Yönetim Önerileri”, Çukurova Üniversitesi Yüksek Lisans Tezi, Adana.

Organization for Economic Cooperation and Development (OECD),2000,Global Trends in Urban Water Supply and Waste Water Financing and Management:Changing Roles for the Public and Private Sector, OECD, Paris.

Organization for Economic Cooperation and Development (OECD), 2014, Water Governance In The Netherlands : Fit for the Future, OECD Publishing, Paris.

Öztürk, İ., H. Timur, U. Koşkan, 2005,“Atıksu Artımının Esasları”, Çevre ve Orman Bakanlığı, Ankara.

Quaseda, M. G., 2011, Water and Sanitation Services in Europe: Do Legal Frameworks Provide for "Good Governance" ?, UNESCO, Dundee.

Richards, J., The Organisation of Surface Water Management and Its Relationship to Flood Risk and Spatial Planning: A Broad Review of France, Germany, Scotland and England, University of Manchester, 2007, (çevrimiçi) http://evidence.environment-agency.gov.uk/FCERM/Libraries/FCERM_Project_Documents/FD2603_7405_PR_pdf.sflb.ashx, 13 Nisan 2015.

Rudolf K., M., “Economic, Social and Territorial Situation in France”, European Parliament's Committee on Regional Development, Brussels, 2010.

Sayıştay Başkanlığı, 2013, Devlet Su İşleri 2012 Yılı Sayıştay Denetim Raporu, Eylül 2013.

TMH, 2009, “Su Hakkı Raporu”, TMH, Sayı: 454 - 2009/2.

TMMOB, 2009, “CBS’nin Havza Yönetimi Çalışmalarında Uygulanması”, Coğrafi Bilgi Sisteleri Kongresi 02 -06 Kasım 2009, İzmir.

TUİK, 2016, Belediye içme suyu ve atıksu istatistikleri 2016 yılı. Ankara.

UN-Water, 2008, “Status Report on Integrated Water Resources Management and Water Efficiency Plans” Prepared for the 16th session of the Commission on Sustainable Development - May 2008.