ÖLÇÜ 2018 KASIM SAYISINI İNDİRMEK İÇİN TIKLAYINIZ

GELECEĞİN ‘AKILLI’ ŞEHİRLERİNDE KENTLİLERİ NELER BEKLİYOR?

Yrd. Doç. Dr. Caner Güney, İTÜ Geomatik Müh. Öğretim Üyesi / TMMOB Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi

Kaynakların sınırlı olması, hızlı nüfus artışı, yükselen enerji tüketimi, karbon salınımının artması, iklim değişikliği gibi sorunlar gezegenin geleceği için hiç de iyi sinyaller vermemektedir. İnsanoğlu bu sorunlar yumağı için özellikle 20. yüzyılın son çeyreğinden itibaren gelişen teknolojilerle yenilikçilik kavramlarını bir araya getirerek yeni bir sosyoekonomik yapı oluşturmaya başlamıştır. İnsanlığın bu yeni sosyoekonomik yaklaşım temelinde sözü edilen sorunların çözümü için geliştirdiği en önemli yaklaşımlardan biri de ‘Akıllı’ Şehirler olmuştur.

Kentlerde yaşama oranı dünya genelinde yaklaşık %50’lerdeyken, Türkiye’de %80’lerin üzerinde olması, tüm dünyada en çok tartışılan konular arasında yer alan, yıllık %20 büyüyen yaklaşık bir trilyon dolar büyüklüğünde bir pazar oluşturan ‘Akıllı’ Şehirler yaklaşımı, 30 büyükşehir, 51 il belediyesi olmak üzere toplam 1365 belediyesi olan Türkiye için de önemli bir gündem haline gelmiştir.

‘Akıllı’ Şehirler denilince insanın aklına net bir ifade veya imge gelmemektedir ya da herkesin zihninde farklı şeyler canlanmakta veya pek çok soru oluşmaktadır. Bu sorulara örnek olarak ‘Akıllı’ Şehir nedir?, bir şehri ne akıllı yapar?, neden kentliler ‘Akıllı’ Şehir olmak istesinler?, ‘Akıllı’ olmayan şehirler ne olacak ya da nasıl isimlendirilecek?, ‘Akıllı’ Şehir olma çalışmasına nereden başlanır? vb. verilebilir.

‘Akıllı’ Şehir nedir sorusu farklı kurum ve kişilerce farklı biçimlerde yanıt bulabilmektedir. Bu çalışma kapsamında ise “kentlilerin mutlu olduğu, adalet sayesinde insanların güven içerisinde yaşadığı, şehirde sunulan hizmetlere tüm kentlilerin ulaşabildiği, katılımcılığı ve girişimciliği teşvik eden, kendi kendine yetebilen, temiz ve estetik bir çevre içerisinde çağdaş bir yaşamın kültürel etkinliklerle bütünleştiği bir şehir” olarak tanımlanmaktadır.

Yukarıda tanımlanmaya çalışılan ‘Akıllı’ Şehir kavramı zaten bir kent yaşamında bulunması gereken temel olgulardan bahsetmesine rağmen özellikle ülkemizde neden başarılı örnekleri görülememektedir? Bu sorunun yanıtını üç bileşenin eksikliği oluşturmaktadır. Bunlar ‘akıllı’ insan, finans kaynağı ve açık veri kültürünün yerleşmemiş olması, dolaysıyla yenilik girişim ekonomisinin sınırlı değer üretebilmesidir. ‘Akıllı’ insan kavramı genel olarak kent yaşamını özümsemiş, başkalarının düşüncelerine saygı duyan, çevresini koruyan, kültürel faaliyetlerde bulunan, kent yönetiminin karar verme süreçlerine katkı veren bireylerin oluşturduğu bir toplum yapısı olarak ifade edilebilir. Oysaki ülkemizde henüz tam olarak kentli yaşamına geçmeyi başaramamışken ‘Akıllı’ Şehir olmayı nasıl başarabiliriz?

‘Akıllı’ insan kavramına ilişkin bir diğer konuda ‘Akıllı’ Şehirleri kuracak insan gücünün yetiştirilmesi diğer bir ifade ile bir kapasite oluşturulmasıdır. Yaş ortalaması 29 olan Türkiye’nin yurt dışına kaybettiği beyin göçü her yıl artmakta ve göç edenler arasında eğitimliler ve kentliler çoğunluğu oluşturmaktadır. Yetişmiş beyin gücünü kendi şehirlerinde tutamayan bir ülke nasıl ‘Akıllı’ Şehir kapasitesi oluşturabilir?

Bu çalışma kapsamında ‘Akıllı’ Şehir kavramına iki farklı penceren bakılmış, sonrasında ütopik ve distopik yaklaşımlarından çıkarılan derslerle bir ‘Akıllı’ Şehir modeli önerilmeye çalışılmıştır.

‘Akıllı’ Şehirlerin ütopya sürümü

Endüstriyel ekonomiden bilgi ekonomisine, bilgi ekonomisinden girişim ekonomisine geçen insanlık kısıtlı kaynaklar altında giderek artan nüfusla şehirlerin geleneksel yönetim tarzı ve güncel olmayan teknolojilerle gereksinimlerini sürdürülebilir şekilde karşılamaktan uzak olduğunu belirleyip ‘Akıllı’ Şehir kavramını geliştirmiştir. Bu kavram veri güdümlü (data-driven) bir yönetim modeli üzerine kurulmuştur.

Bu bakış açısıyla şehirde bulunan binalar, yollar, şebekeler, araçlar ve diğer nesneler sensörler ve nesnelerin interneti teknolojisi sayesinde tümü birbirine bağlantılı olarak sürekli izlenecek, üretilen veriler arasında ilişkiler büyük veri teknolojisi ile kurulacak, bu ilişkilerdeki insanlığın ilk bakışta göremediği veya gizli kalan örüntüler yapay öğrenme ve yapay zeka teknolojisi ile açığa çıkarılacak, sanal/arttırılmış gerçeklik teknolojileri ile üç boyutlu etkileşimli görselleştirmeler yapılarak şehirdeki problemlerin çözümüne ilişkin alınacak her bir karar veri güdümlü olarak gerçekleştirilecektir.

Tüm bunları gerçekleştirebilmek için öncelikle şehrin mekansal tabanlı bilgi modeline gereksinim bulunmaktadır. Bu noktada yerel yönetimlerin Kent Bilgi Sistemleri önem kazanmaktadır. Kent Bilgi Sistemleri yeterli çözünürlükteki veriyi sistem içerisinde bulundurmalı, bunları farklı ayrıntı düzeylerinde iki ve/veya üç boyutlu olarak görselleştirebilmelidir.

Yalnız belirtilen düzeyde Kent Bilgi Sistemine sahip olmak bir şehri ‘akıllı’ yapmayacaktır. Çünkü ‘Akıllı’ Şehir karmaşık yapıda bulunan sistemlerin bir sistemidir (a system of systems). Şehirde bulunan diğer tüm sistemlerin birbirleri ile iletişim kurabiliyor olması gerekmektedir. Bu da bulut yapısında koşan web servislerini önemli bir konuma getirmekte ve beraberinde belirli standartların üretilmesini gerektirmektedir. Örneğin yolda giden bir aracın trafik sistemleriyle, binalarınaltyapı şebeke sistemleri ile iletişim kurabilir yapıda olması gerekmektedir. Halbuki bugün otonom araçlar farklı bir sistem, ‘akıllı’ evler farklı bir sistem, şebekeler farklı sistemler kullanmaktadır. Bu durumda ‘Akıllı’ Şehirler uygulamaları genellikle dikey olarak yükselmekte, ancak yatayda sistemler arasında ilişkiler kurulamamaktadır. Bunun için ‘Akıllı’ Şehirler yalnız ileri teknolojinin kullanıldığı uygulamalar yaratarak oluşturulamaz, resmin bütününü gören bir bakış açısına ve buna bağlı stratejilere gereksinim bulunmaktadır.

‘Akıllı’ Şehirlerin distopya sürümü

Çin Halk Cumhuriyeti yurttaşlarını dijital sistemler üzerinden izleyerek yurttaşlarının sosyal güven puanlarını oluşturan bir sistem (social credit system) geliştirmiştir. İlk olarak 2014 yılında duyurulan ve halihazırda kullanılan sistemin tüm ülkeyi kapsayacak şekilde uygulanması 2020 yılına kadar tamamlanacaktır. Bu sistem ile yurttaşlar eğer bir şeyi yanlış yaparsa aşağılayıcı ve küçük düşürücü şekilde cezalandırılmakta ya da tam tersi iyi şeyler yaptığında ödüllendirilmektedir. Aslında benzer uygulama bankacılık sektöründe bireylerin finansal kredi puanları olarak tüm dünyada uygulanmaktadır. Çin Halk Cumhuriyeti şu an bu sistemi merkezi devlet ve yerel yönetimler olarak uygulamaktadır. Bir sonraki adımda özel sektörde sisteme dahil olup yurttaşların sosyal güven puanlarına göre yurttaşlara karşı bir iş modeli geliştirecektir. Sözü edilen sistemin ihlallerine örnek olarak sigara içilmeyen alanda sigara içilmesi, web ortamında sahte haber paylaşımı, çok fazla video oyunu satın alınması gösterilebilir. Karalisteye giren yurttaşların cezalandırılmalarına örnek olarak uçak veya tren bileti satın alamaması gibi yurttaşların seyahat özgürlüklerine getirilen kısıtlamalar, internet bağlantı hızlarının düşürülmesi, öğrenci velilerinin sosyal güven puanının kötü olması nedeni ile öğrencilerin üniversiteye kayıt yaptıramaması, askerlik görevini yapmak istemeyenlerin bazı tatil olanaklarından yararlanamaması ve otellere rezervasyon yaptıramaması vb. gösterilebilir. Sosyal güven puanları yüksek olan yurttaşlar ise yurtdışı seyahat işlerinin hızlandırılması, otellere depozito ödemeden rezervasyon yaptırabilmesi gibi olanaklardan yararlanmaktadır. İngiltere’de de Çin’inki kadar kapsamlı olmasa da benzer bir anlayışa dayalı bir sistem kullanılmaktadır. Almanya’nın da benzer bir sistem üzerinde çalıştığı bilinmektedir. Yukarıda ifade edilen Çin’in sosyal güven puanı sistemi kamera izleme sistemleri üzerinden yüz tanıma, büyük veri, yapay zeka gibi ‘Akıllı’ Şehir kapsamında yararlanılması önerilen birçok ileri teknoloji etkin olarak kullanmaktadır.

Yurttaşların attığı her adımı teknoloji sayesinde izleyecek ve bunları puanlayıp listeler oluşturacak olan devletlerin sayısının giderek artması ve bu yaklaşımın hükümetler tarafından kabul görüyor olması dijital diktatörlük kavramını ortaya çıkarmakta ve insanları belirli kalıplarda tutmaya çalışma gayretini göstermektedir. Dijital diktatörlük anlayışıyla da yeni bir sosyoekonomik sisteme geçilmek istenmektedir. Bu tür bir yaşamın benzerine “Black Mirror” dizisinin “Nosedive” bölümünde rastlamak mümkündür.

Belediye başkan adaylarından şehir kurma oyunu oynama koşulu aranabilir

Endüstri 4.0 rüzgarı ile öne çıkan konulardan biri de “dijital ikiz (digital twin)” teknolojisidir. Bir nesnenin (thing) dijital ikizi, o nesnenin gerçek fiziksel dünyadaki davranışlarını sergileyen sanal bir kopyasıdır. Bu teknoloji sayesinde ürün geliştirme ve üretim operasyonlarında karar alma sürecinin tüm unsurları ayrıntılı bir şekilde dijital ortamda göz önünde bulundurulabilmektedir.‘Akıllı Şehir’ yaklaşımında ‘Akıllı’ Şehir kapsamında uygulanması düşünülen projeler fiziksel olarak uygulanmadan sanal ortamda benzetimleri dijital ikiz olarak gerçekleştirilebilir. Gerçekliği sunan benzetim ortamında uygulanılması düşünülen projelerde eksiklikler ve/veya yanlışlıklar görülerek revize edilmiş biçimi ile uygulanıp uygulanmayacağına sanal ortamda karar verilebilir. Böylece yoğun emek ve yüksek maliyet gerektiren ‘Akıllı’ Şehir kapsamındaki birçok projeden gerçekten yapılması anlamlı olanlar uygulamaya geçirebilir. Yerel yönetimlerin karar vericileri örneğin İstanbul’da sıklıkla yaşanılan gürültü, kalabalık, trafik, hava kirliliği vb. sorunları çözmesi için geliştirilen projeleri öncelikle benzetim ortamında sınar ve başarılı olursa uygulamaya geçirebilir. Sanal ortamdaki böyle bir simülasyon ortamı oluşturabilmesi için oyun motorlarının kullanılması ve gerçekliğin oyun motorlarına taşınabilmesi için de Kent Bilgi Sistemlerinde geliştirilmiş olan mekansal modellerin tüm verileriyle birlikte oyun motoru ortamına getirilmesi gerekmektedir. Sözü edilen benzetim ortamının gerçek verilere dayanmayan şekli video oyunlarında görülmekte ve değişik yaştan insanlar bu tür oyunları oynamaktadır. Bu tür oyunlarda şehri kuran oyuncular kendilerini şehri yöneten kişi olarak görmekte ve şehri kendi planlama anlayışlarını göre geliştirmektedirler. Oyuncunun puanı halkın yaşam kalitesiyle ilişkilidir. Bu tür oyunların bir sonu bulunmamakta ve yapılabilecekler oyuncunun hayal gücü ile sınırlıdır. Bu tür oyunlara örnek olarak herkesin bildiği 1990’lı yıllardan itibaren oynanan “SimCity” ve onun geliştirilmiş hali olan “Cities: SkyLine” örnek olarak gösterilebilir.

Nasıl bir ‘Akıllı’ Şehir yaklaşımıyla kentleşeceğimize karar vermemiz gerekmekte

Türkiye’de geleceğin yaşanabilir ve sürdürülebilir şehirlerinin nasıl bir anlayışla oluşturulacağına tüm paydaşların birlikte tartışarak karar vermesi gerekmektedir. Katılımcılığın temel alındığı bir anlayışla geleceğin şehirlerine yönelik bir çerçeve strateji belirlenmeli ve bu stratejideki hedeflerin gerçekleştirilmesi için de bir yol haritasının oluşturulması gerekmektedir.

Stratejinin yalnız şehrin yönetiminde bulunan karar vericiler ve/veya merkezi hükümet tarafından belirlenmesi yerine tüm paydaşların katılımıyla ve paydaşların görüşleri dikkate alınarak şeffaf bir şekilde hazırlanacak olması dijital diktatörlüğün oluşmamasının sigortası olacaktır. Bu tür bir sosyal modeli olan bir anlayışla geliştirilecek olan ‘Akıllı’ Şehir stratejisi kentlerin demokratikleşmesine katkı verecek, özgür ve mutlu bir kent yaşamının oluşmasını sağlayacaktır.

‘Akıllı’ Şehirler yalnız bir kalkınma aracı olarak görülmemeli, şehrin sorunlarını çözüme kavuşturacak projelerin geliştirildiği ve kent halkının bu projelerden ne kadar memnun olduğunun ölçülerek toplumun beklentilerin ortaya çıkarılmalıdır. Bu beklentilere göre yeni projelere yön vermek gerekmektedir. Ekonomik açıdan da ‘Akıllı’ Şehir kapsamında uygulanan projelerle giderlerin ne kadar düşürüldüğü, projelerin gayrisafi yurt içi hasılaya olan etkisi belirlenmeli, yeni iş olanakları ve yatırımlar yaratıp yaratmadığı irdelenmeli, ekonomik faydalar somut olarak ortaya konulabilmelidir.

Yarının kentlerinde ‘Akıllı’ Şehir tasarımcısı, ‘Akıllı’ Şehir mühendisi, ‘Akıllı’ Şehir yöneticisi gibi yeni mesleklere gereksinim olabilir. Bu gereksinimlere üniversiteler şimdiden hazırlık yapmalı ve disiplinler üstü olan ‘Akıllı’ Şehir konusunda enstitülüler kurup ve farklı programlar açarak ‘Akıllı’ Şehirler konusunda yetişmiş insan gücü kapasitesini oluşturmaya başlamalıdır. Benzer şekilde belediyelerde idari yapılanmalarını gözden geçirmeli ve gerekli düzenlemeleri yapmaları gerekmektedir. Örneğin İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde olduğu gibi ‘Akıllı’ Şehir Müdürlüğü’nü Bilgi İşlem Daire Başkanlığı altında konumlandırmak yerine ayrı bir daire başkanlığı olarak yapılandırılması daha uygun olacaktır. Ayrıca İstanbul Büyükşehir Belediyesi altında kurulması önerilen ‘Akıllı’ Şehir Daire Başkanlığı İstanbul’da bulunan 39 ilçe belediyesinde kurulacak ‘Akıllı’ Şehir Müdürlükleri ile iletişim ve koordinasyon halinde çalışması gerekmektedir.

Teknolojinin, iş modellerinin, kavramların, yaklaşımların çok hızlı değiştiği ve dönüştüğü 21. yüzyılda ‘Akıllı’ Şehir kavramına ve uygulamalarına nasıl bir politika geliştirileceği ve bu politikaların kimler tarafından geliştirileceği önemli bir konudur. ‘Akıllı’ Şehirler kavramının yeni fırsatlar ortaya çıkardığı ve bir paradigma değişimi yarattığı açıktır. Bu paradigma değişimi bazı çevreler tarafından yalnız ekonomik büyüme şeklinde algılanıp buna göre politikalar geliştirilebilir. Bazı çevrelerde ‘Akıllı’ Şehirler kavramının ortaya çıkardığı yeni koşullara uyum sağlarken kendine özgü değerleri de korumaya çalışır ve bunu ekolojik yapıyı koruma, ekonomik gelişmeyi sürdürme ve toplumsal bütünleşmeyi sağlama fırsatı olarak kullanabilir. Yarının kentlerinde ‘Akıllı’ Şehirleri dijital diktatörlük olarak mı yoksa bugünün şehirlerinden çok daha demokratik yapıda mı göreceğiz?